obezite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
obezite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2008 Cumartesi

JaponyaDiyetetik Kongresinden Son Haberler

JaponyaDiyetetik Kongresinden Son Haberler

Yapılan sempozyumlarda genel olarak yetişkin obezitesinden çok - obezite artık çok küçük yaşlarda başladığı için - okul çocuklarındaki obezitenin nedenleri ve çözümler tartışılmıştır.


Çocukluk çağı obezitesi yetişkinden daha önemli.

Yapılan sempozyumlarda genel olarak yetişkin obezitesinden çok - obezite artık çok küçük yaşlarda başladığı için - okul çocuklarındaki obezitenin nedenleri ve çözümler tartışılmıştır. Özellikle ABD’de 62 yıldır uygulanan okul öğle yemeği programları çocukların yeterli besin almaları ve sağlıklı bir çocukluk dönemi geçirip, ideal kilolarda olmaları için uygulanıyor. Maalesef ülkemizde tüm okullar için geçerli olan ve diyetisyen gözetiminde uygulanan programlar yok. ABD uygulamalarına baktığımızda öğle yemekleri sebze ve meyve ağırlıklı olmak üzere, tam tahıl ürünleri ve düşük yağlı süt ürünlerinden oluşuyor. Klasik Amerikan fast foodları ise düşük yağlı ve düşük kalorili olarak yeniden düzenlenerek servis ediliyor

Demir, A vitamini ve iyot, dünya genelinde eksikliği en çok görülen mikro besin öğeleridir.
Demir, A vitamini ve iyot eksikliği tüm dünyada etkisini gösteriyor. Bu üçü içinden en fazla eksikliği görülen ise demirdir. Dünyada 2 milyardan fazla kişi anemik, yaklaşık 2 milyar kişide iyot ve 254 milyon okul öncesi çocukta A vitamini eksikliği görülmektedir. Bunun kontrolü için özellikle besin zenginleştirmelerinin üzerinde duruluyor

Kanser türleri ve beslenme ilişkisi önemsenmeli.
Kanser riskini azaltabilmek için özellikle sebze ağırlıklı beslenmek ve hayvansal ürünleri (özellikle kırmızı et ve tam yağlı süt ürünleri) azaltmak büyük önem taşımaktadır. Taze sebze ve meyveler, içerdikleri biyoaktif bileşenler olan karotenoidler, C vitamini, selenyum, isotiyosiyanatlar, indoller ve fenoller ile kansere karşı koruyucu özellik göstermektedir. Kurubaklagiller ise fito-östrojen kaynaklarıdır ve tam tahıl ürünleri de lifin en iyi kaynakları olarak kansere karşı koruyucu etki göstermektedirler.

2050 yılında neredeyse 50 yaş altı herkes obez olacak.
Yapılan bir sempozyumda Amerika’da her beş çocuktan biri fazla kilolu olduğu ve her yıl 400 bin çocuğun bu sayıya eklenmekte olduğu vurgulanmıştır. Çocuklarda obezitenin artmasına paralel olarak 2050 yılında 50 yaşın altındaki yetişkin popülasyonun obez olacağı tahmin edilmektedir. Bu nedenlerle özellikle çocuklarda beslenme eğitimi verilmeye başlanmasına dikkat çekilmiştir. Ülkemizde bu oran bu kadar yüksek olmasa da eğer tedbir alınmaz ise bizim çocuklarımızda da aynı risk baş gösterecek. Toplumu diyet listelerinden kurtarıp sağlıklı beslenme
me alışkanlıklarını öğretmek üzere acil eğitim programlarına ihtiyacımız var.

Az yağlı süt içmeye çalışın.
Japon erkekler üzerinde yapılan bir çalışmaya göre akşam yemeklerinden sonra az yağlı süt tüketimi kemik mineral yoğunluğunu artırıp osteoporozdan koruyor ve Metabolik Sendrom risk faktörlerini de azaltıyor. Metabolik Sendrom, bel bölgesindeki yağlanmanın artışı, bozulmuş glikoz toleransı, yüksek trigliserid, yüksek kan basıncı ve düşük HDL kolesterolü içermektedir.

Meslek seçimi şişmanlığı etkiliyor.
Sidney Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada farklı meslek gruplarındaki erkek ve kadınların ağırlıkları incelendiğinde en yüksek obezite oranının büro işlerini takip eden erkekler ve kadınlarda olduğu saptanmıştır çünkü özellikle uzun süre oturarak çalışmak zorunda kalan kişilerde fazla kilolu olma riski oldukça yüksektir. Fakat bazı mesleklerde özellikle yöneticiler boş vakitlerini spor yaparak değerlendirip ve daha iyi bir diyet düzeni takip edip bu durumu telafi etmektedir.

Annelerin beslenme alışkanlığı çocuk üzerinde daha etkili.
Japonya’nın Kyoto Üniversitesi’nde yapılan ilginç bir çalışmanın sonucuna göre annelerin, çocuklarının beden kitle indeksleri ve toplam serum kolesterol seviyeleri üzerine babalara göre daha etkili oldukları bulunmuştur. Ve özellikle tuz tüketiminin aileden gelen bir alışkanlık olduğu sonucu ortaya konmuştur.

Düzenli egzersiz yapanların beslenme bilinci ve alışkanlıkları daha iyi.
Yine Japonya’da çocukların sahip oldukları beslenme alışkanlıkları ile spor arasındaki ilişki üzerine araştırma yapılmış ve sonuç olarak haftada birden fazla olarak yapılan düzenli egzersizin sabah kahvaltı etme oranını artırdığı, sağlıklı yemek yeme alışkanlığını geliştirdiğini ve kiloyu dengelemeye direkt etki ettiği bulunmuştur.

Soya tüketimi iyi sonuç veriyor.
Japon kadınların soya tüketimi üzerine yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre; soya içerdiği çoklu doymamış yağ asitlerin yüksekliği, lif, vitamin ve mineral kombinasyonu düşük doymuş yağ içeriği ve isoflavonlar ile özellikle postmenopozal kadınlarda kardiyovasküler riski azalttığı ortaya çıkmıştır.

19 Aralık 2008 Cuma

İşte başarılı diyetin sırları

İşte başarılı diyetin sırları

Diyet yapmak zahmetli ve psikolojik hazırlık gerektiren bir süreç. En önemlisi de eş, aile ve yakın çevrenin desteği gerekiyor. Diyetine uyan, ailesinden de destek gören bireyler ideal kilolarına beklenen sürede ve sağlıklı bir şekilde ulaşıyorlar.


Ailesinden destek görmeyen obezite hastalarının özgüveni azalıyor ve içe kapanık yaşıyor. Ailesinden psikolojik destek görmediği halde kilo verme çabasında olanlar ise diyetlerine uydukları halde başarısız olabiliyor. Aynı durum zayıf olan ve normal kiloya ulaşmak isteyenler için de geçerli.

Özel Selçuklu Hastanesi Diyetisyeni Mevra Çimili, diyet programları sürecinde insanların kendi çabası kadar aile ve yakın çevre desteğinin de önemli olduğunu ifade ediyor.

Beslenme konusunun psikolojik yönü de olduğunu vurgulayan Diyetisyen Çimili, şişmanlık ve zayıflığın asıl nedenlerinden birinin de psikolojik sorunlar olduğunu dile getiriyor.

Huzursuz ve mutsuz kişilerin sorunlardan kaçmak ya da kendini oyalamak için aşırı derecede ve sık sık yemek yediklerini bildiren Çimili, aynı sorunlarla karşılaşan bazı kişilerin ise iştahlarının kapanıp yemek yiyemediklerini kaydediyor.

Mutsuz kişilerin genellikle günün büyük bir kısmını mutfakta bir şeyler atıştırarak geçirdiğini veya hızlı yemek yediğini söyleyen Çimili, "Bu kişiler yemek yerken başka şeylerle uğraşabiliyor. Gece kalkıp yemek yiyebiliyor ve bunu ertesi gün hatırlamıyor. Bütün bunlar göz ardı edilmeksizin şişmanlık ve zayıflığın altında yatan psikolojik sorunlar çözülmeli daha sonra zayıflama ya da kilo alma işlemine geçilmelidir. Bu konuda da bir diyetisyene başvurulmalı, kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmemelidir." diye uyardı.

Diyete başladıktan sonraki en önemli aşamanın aile ve yakın çevre desteği olduğunu anlatan Çimili, şunları kaydetti: "Özellikle obezlikle mücadele eden hastalara aile ve yakın çevre desteğini esirgemektedir. Zaten aynalarla barışık olmayan bireyler, ideal kiloya ulaşma süreci desteklenmediği için erken pes ediyorlar veya yarım bırakıp, başarısız sonuçlarla karşılaşıyorlar."

Ailesinden destek görmeyen obezite hastalarının kendilerine güveninin azaldığını ve içe kapanık bir yaşam tarzı benimsediklerini aktaran Çimili, şöyle devam etti: "Bu durum ideal kiloya ulaşma sürecini daha da zorlaştırır. Sosyal bir mesele olan bu sorun, uzmanlar, hasta ve hasta yakınlarının birlikte göstereceği çabayla aşılabilir."

En çok eşi, ailesi ve yakın çevresinden psikolojik destek alan obezite hastalarının başarı sağlayabildiğine işaret eden Çimili, "Ailesinden psikolojik destek görmediği halde kilo verme çabasında olanlar, diyetlerine uydukları halde hiçbir başarı elde edememe durumu ile karşılaşılabilir. Fakat diyetine uyan, ailesinden de destek gören bireyler ideal kilolarına beklenen sürede ve sağlıklı bir şekilde ulaşırlar. Aynı konu zayıf olan ve normal kiloya ulaşmak isteyen bireyler için de geçerlidir." ifadelerini kullandı.

Diyet uygulamanın meşakkatli olduğunu hatırlatan Çimili, sağlıklı gıdalarla uygun kaloride beslenme ve uygun fiziksel aktiviteyle birlikte bireyin moralinin de önemli olduğuna dikkat çekti.

Çocuklarda kilo alımına dikkat!

Çocuklarda kilo alımına dikkat!

Ege Üniversitesi (EÜ) Hemşirelik Yüksekokulu İç Hastalıkları Hemşireliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Çiçek Fadıloğlu, ilkokul döneminde şişman olanların yüzde 25'inin, gençlik döneminde şişman olanların ise yüzde 70'inin erişkin yaşlarda da şişman kaldığına dikkati çekti.Prof. Dr. Fadıloğlu, yaptığı yazılı açıklamasında, tüm dünyada artış gösteren obezitenin, önemli bir sağlık sorunu olduğunu vurguladı.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada 400 milyonun üzerinde obez ve 1 milyar 600 milyon civarında hafif şişman birey bulunduğunu aktaran Fadıloğlu, söz konusu rakamların 2015 yılında 700 milyon ve 2 milyar 300 milyona ulaşmasının tahmin edildiğini, obezitenin giderek artmasının, ''obezite salgını'' olarak adlandırıldığını belirtti.

Dünyada en yüksek obezite oranının ABD'de gözlendiğini, ülkede 20 yaş ve üstü bireylerde obezite oranının yüzde 55'e ulaştığını, Rusya'da erişkinlerin yüzde 54'ünün, Brezilya'da yüzde 36'sının, Malezya'da ise yüzde 27'sinin fazla kilolu olduğunu aktaran Prof. Dr. Fadıloğlu, açıklamasında şunları dilegetirdi:''Ülkemizde yapılan bir araştırmaya göre obezite sıklığı yüzde 22,3 olarak bulundu. Bu araştırmada kadınların yüzde 25,6'sı, erkeklerin yüzde 12,9'u şişman olarak nitelendirildi. Obezite, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan, tüm dünyada sıklığı giderek artan ve yaşam kalitesini azaltan bir hastalıktır. Obezite, vücudun yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu, boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Oldukça önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelen obezite önceleri sağlıklı olmanın göstergesi olarak algılanıyordu. Günümüzde beraberinde kişiye yüklediği ek hastalıklar ve toplumsal problemler nedeniyle kronik ve ölüme sebebiyet veren hastalık olarak kabul edilmektedir.''

Şişmanlığın, orta yaş sorunu olmasına karşın, erken dönemlerde de etkili olabildiğini vurgulayan Fadıloğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:''Şişmanlık orta yaşın sorunu gibi görünüyorsa da yaşamın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilmekte ve bebeklik çağında görülen şişmanlığın yetişkinlikte şişmanlık gelişim riskini arttırdığı bilinmektedir. Bugün erişkin şişmanların yüzde 30'unun 18 yaştan önce şişman olan çocuklardan oluştuğu bilinmektedir. İlkokul döneminde şişman olanların yüzde 25'i, gençlik çağında şişman olanların ise yüzde 70'i erişkin yaşlarda da şişman kalmaktadır.''